Kutuplaşmalara veda
- Nihan Uycan Özen

- 12 Ara 2025
- 1 dakikada okunur
Sürekli bir yerlere, bir tarafa ait olmak zorunda mı hissediyorsun kendini kardeşim? Bu ihtiyaç çok normal biliyorum. Maslow’un[1] meşhur ihtiyaçlar piramidinde üçüncü sırada olan “aidiyet ve sevgi” basamağına denk geliyor. İnsan önce fiziksel ihtiyaçlarını ve güvenlik sorununu hallettikten sonra bu üçüncü adıma gelebiliyor. Şimdilerde her ne kadar Corona salgını ve hayatımız üzerindeki etkileri, nerdeyse yetmiş yıllık bu sistemi bile alt üst etmiş olsa da BİZ bu haliyle anlamaya çalışalım.
Benim kafam nerede karışıyor?
Bir yerlere ait olma hissi çok güzel, insanı güçlü hissettiriyor biliyorum. Hatta bir aileye, bir sosyal faydaya ait, adanmış hissetmekte bir sakınca da görmüyorum. İnsanın yaşam ilkeleri, bir paradigması olması gerektiğine de inanıyorum üstelik amma velakin iş fanatikleşmeye, tam anlamıyla bir kutbu tutmaya ve karşı tarafı yok saymaya gelince bünyem almıyor bunu canım kardeşim.
Ait olunca; bir aileye, bir gruba, takıma, bir inanışa, bir politik parti ya da derneğe, daha çok mu sevildiğimizi hissediyoruz? O grubun doğrularını kendi doğrumuz bilince sonsuz alternatifler denizindeki diğer doğrulara ne oluyor? Ya diğer taraf? Onlar hep mi yanlış?




Yorumlar