Ölüm ve pişmanlıklar
- Nihan Uycan Özen

- 16 Ara 2025
- 1 dakikada okunur
Ölüm, her canlının bu dünyada kesinliğinden emin olduğu tek gerçek! Doğduğumuz günden itibaren adım adım yaklaştığımız kaderimiz. Biz ne kadar unutmak istesek de, hep orada, yanı başımızda… Çoğumuzun korktuğu da bir şey. Psikologlar her türlü korkunun en temelinde ölüm korkusunun yattığını söyler. Belki de bilinmezlikten korkuyordur insanoğlu, kim bilir? Sonuçta gidip de geri dönen yok. Fakat ölüme yakın deneyim yaşayanların sayısı hayli fazla. Kitaplara, filmlere konu olan deneyimler benim gibi hayal gücü geniş olanları ilhamlandırıyor elbette ki!
Bugün bu olgunun yaratıcılığımızı besleyen fantastik tarafından değil de, dünyevi hayatımız için nasıl bir gerçeklik oluşturduğundan bahsetmek istiyorum. Antik çağlarda iki tane temel felsefi akım vardı; bir tanesi “Carpe diem”, diğeri de “Memento mori”[1]. Anı yakalayanlar, anın tadını çıkaranlar ve öleceğini unutmayanlar… İlk başlarda birbirine zıt gibi algılanan bu iki yaklaşım ilk gençlik yıllarımdan itibaren kafamı hep kurcaladı. Hatta cep telefonları yeni çıktığında telefonumun açılış mesajı çok uzun yıllar boyunca “Öleceğini Hatırla!” olmuştu. Bana bunu yazdıran neydi? İnsan gerçekten bu kadar unutkan bir varlık mıydı? Ölmek için geldiği dünyaya körü körüne bağlanıp bu gerçekten uzaklaşabilir miydi?
Bilmiyordum… Yirmi küsür sene olmuş; ne canları kaybetmişiz, ne canlar bu dünyaya gelmeye devam etmiş ve ben hala da tam olarak bilmiyorum ÖLÜM’ü. Araştırıyorum, herkes gibi…
Ben bu yazıyı kafamda planlarken Kobe Bryant’ın ölüm haberini alıyorum, 41 yaşındaki efsanevi NBA basketbolcusu… Evet efsaneler de ölüyor. Ben bu yazıyı kaleme alırken, Elazığ depremi oluyor, onlarca can gidiyor öbür tarafa. Hepsinin yolu ışık olsun diyorum içimden, devam ediyorum yazmaya.
Hepimiz öleceğiz. Bir gün, bir an…




Yorumlar